Elektronik Mühendisi Mehmet Özdağ

HAVZA SEL FELAKETİ: Doğanın Gazabı mı, Siyasetin Krizi mi?

Elektronik Mühendisi Mehmet Özdağ

Dün akşam saatlerinden itibaren Havza'da yaşanan; evleri, iş yerlerini ve caddeleri balçığa gömen sel felaketi nedeniyle tüm hemşehrilerime en derin geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Can kaybının olmaması tek tesellimizdir. Ancak yaşanan maddi hasarın ve halkımızın içine itildiği bu çaresizliğin sorumlusunu teşhis etmek, vicdani ve siyasi bir zorunluluktur.

Bu Bir İklim Krizi Değil, Bir Yönetim Krizidir

Havza sokaklarını çamura bulayan, Hacıosman Deresi'ni taşıran ve ilçeyi göle çeviren bu felaket, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi sadece bir "doğal afet" ya da "kaçınılmaz bir iklim krizi" sonucu değildir. Karşımızdaki tablo, doğanın bir cilvesi değil; asfalt ve beton belediyeciliğinin, kırsalı ve ormanı sermayenin kısa vadeli çıkarları uğruna kurban eden siyasi iktidarın yönetim krizidir.

"İklim krizi" kavramı, siyasi sorumluluğu gizlemek için kullanılan bir kalkan haline getirilmiştir. Yağış miktarındaki artış bir veri olabilir; ancak bu yağışın bir felakete dönüşüp dönüşmemesi tamamen bir siyasal tercih meselesidir.

Yaşananların sorumlusu bulutlar değil, o kararların altındaki imzalardır.

Meraların, Ormanların ve Sulak Alanların İsyanı

Elimizdeki veriler gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor: Hacıdede, Şeyhkoyun ve Ağdırhasan köylerimizin ortak varlığı olan meralar, Havza'nın sel felaketine karşı en güçlü doğal kalkanıydı. Bu alanlar yalnızca hayvanlarımızın otlağı değil; üst havzadaki yağış suyunu tutan, toprağa sindiren ve dereye kontrollü bırakacak biçimde düzenleyen canlı bir altyapıydı.

Ancak bugün bu meraların yüzlerce hektarlık alanı, "temiz enerji" ya da "yardımcı kaynak GES" maskesi altında beton ve çelik yığınına dönüştürülmek isteniyor. Ormanlar tıraşlanıyor, sulak alanlar doldurulup üzerinden yol geçiriliyor. Toprağın suyu emmesine izin veren o kadim örtü bir kez kaldırıldığında, yağmur suyu toprakla buluşacak yol bulamaz. Üst havzada tutulamayan su, devasa bir debiyle vadi tabanındaki Havza merkezine hışımla iner. Bu bir kader değil, fiziksel bir zorunluluktur.

Suyun yuvasına yol yaparsanız, su da gelir sizin yolunuzu ve kentinizi basar.

Bilimden ve Halktan Kopuk Siyaseti Mahkûm Ediyoruz

Eğer siz dere yataklarını daraltırsanız; eğer siz ilçenin tepelerindeki su tutan meraları enerji şirketlerine peşkeş çekerseniz; eğer siz kenti beton bir hapishaneye çevirip doğal drenajı yok ederseniz - yaşananların sorumlusu bulutlar değil, o kararların altındaki imzalardır.

Bu kriz; liyakatsizliğin, plansızlığın ve kamu yararı yerine şirket kârını önceleyen anlayışın krizidir. Dere yataklarını daraltan, su tutan meraları enerji şirketlerine devreden ve kenti beton bir hapishaneye çeviren bu siyasal irade, yaşanan her bir kuruşluk hasarın asıl failidir. Bu felaketin sorumlularından, halkın uğradığı her bir kuruş zararın hesabını sormak siyasi ve vicdani sorumluluğumuzdur.

Bekdiğin OSB'si: Bir Sonraki Felaketin Tohumları Şimdiden Atılıyor

Bugünün acısı hafızamızdayken yarını da konuşmak zorundayız. Bekdiğin'de yaklaşık 12 bin dönümlük arazinin Organize Sanayi Bölgesi olarak kamulaştırılması süreci başlamıştır. Bu ölçekte bir endüstriyel dönüşüm, yüzlerce hektar tarım ve mera arazisinin geçirimsiz yüzeylerle - fabrika tabanları, yollar, lojistik platformlar - kaplanması anlamına gelir.

Havza havzasının hidrolojik dengesi zaten kırılgandır; bugün yaşanan sel bunu acı biçimde kanıtlamıştır. OSB'nin getireceği ek yüzey akışı, yetersiz ya da geç tasarlanan yağmursuyu altyapısıyla buluşursa bugünkü tablo değil, çok daha ağır bir felaket sahnelenecektir.

OSB altyapı yatırımları projeyle eş zamanlı planlanmalı; drenaj sistemleri, taşkın tampon alanları ve dere ıslah çalışmaları kamulaştırma kararından önce tamamlanmış olmalıdır.

Organize sanayi, Havza'nın kalkınması için bir fırsat olabilir. Ancak bu fırsatın felakete dönüşmemesi için öngörülü, bilim temelli ve katılımcı bir planlama şarttır. Planlamayı sermaye takvimine bırakan, altyapıyı ise "sonra hallederiz" anlayışına teslim eden bir yönetim zihniyeti; bugün Hacıosman Deresi'nin aşağısındaki sokakları balçığa gömdüğü gibi yarın Bekdiğin ovasını da sulara gömebilir.

Çözüm: Doğayla Barışık, Halkçı Bir Belediyecilik

Havza'nın bir daha aynı acıları yaşamaması için atılacak adım bellidir: Meralarımızdan, ormanlarımızdan ve derelerimizden elinizi çekin. Doğal varlıklarımızı birer rant alanı olarak görmekten vazgeçin.

Havza'nın geleceği, meralarımızı betonlaştıran projelerde değil; korunan topraklarımızda, suyunu emen meralarımızda ve özgürce akan derelerimizdedir. Bizler; doğayı korumanın insanı korumak olduğunu, meraların dokunulmazlığını ve dere yataklarının özgürlüğünü savunmaya devam edeceğiz. Bu felaketin sorumlularından, halkın uğradığı her bir kuruş zararın hesabını sormak siyasi ve vicdani sorumluluğumuzdur.

 

Mehmet Özdağ

Elektrik Mühendisi

CHP Samsun İl Başkanı