
Bir toplumun geleceğini anlamak için bazen büyük istatistiklere, ekonomik verilere ya da uzun raporlara bakmaya gerek yoktur.
Televizyon ekranlarına düşen birkaç görüntü bile her şeyi anlatmaya yeter.
Kız çocukları arasında bile giderek artan şiddet olayları...
Çocukların yaşlı insanlara yaptıkları vs.
Bugünlerde ekranlardan taşan şiddet, yozlaşma, merhametsizlik ve ahlaki çöküş görüntülerine baktığımda aklıma hep aynı soru geliyor:
Bir toplum nerede kaybetmeye başlar?
Cevabı aslında tarihte saklı...
Japonya, atom bombalarının ardından adeta küllerin içinde kalmıştı.
Şehirler yıkılmış, insanlar ölmüş, ekonomi çökmüş, umut tükenmişti.
O gün Japon halkının önünde yüzlerce acil sorun vardı:
Yollar yapılacaktı.
Hastaneler kurulacaktı.
Elektrik gelecekti.
Fabrikalar ayağa kaldırılacaktı.
Barajlar yapılacaktı.
Hayat yeniden başlayacaktı.
Ama onlar çok kritik bir tercihte bulundu.
Önce kadını eğittiler.
Önce anneyi güçlendirdiler.
Önce kız çocuklarını geleceğe hazırladılar.
Çünkü biliyorlardı ki bir ülkenin gerçek kalkınması betonla değil, bilinçle olur.
Bir milletin kaderini değiştiren şey gökdelenler değil; yetişmiş insanlardır.
Bugün Japonya'nın disiplinine, üretim gücüne, toplumsal saygısına ve eğitim seviyesine baktığımızda bunun tesadüf olmadığını görüyoruz.
Peki biz ne yapıyoruz?
Bir yanda kız çocuklarının eğitimden koparıldığı haberler...
Bir yanda ekranlarda saatlerce süren gündüz kuşağı programları...
Bağırışlar, aşağılamalar, şiddet hikâyeleri, dedikodular, çarpık ilişkiler...
Akşam olunca da başka bir dünyanın kapısı açılıyor:
Şiddeti normalleştiren diziler, kolay yoldan zenginleşme hayalleri, yozlaşmayı cazip gösteren senaryolar...
Ve sonra toplumdaki çürümeye şaşırıyoruz.
Oysa hiçbir toplum bir sabah ansızın çökmez.
Çürüme sessiz başlar.
Önce dil bozulur.
Sonra aile zayıflar.
Sonra eğitim değersizleşir.
Sonra kadın itibarsızlaşır.
Sonra çocuk korunamaz hale gelir.
Ve en sonunda vicdan kaybolur.
Bir ülkenin en stratejik yatırımı savunma sanayi, yol, köprü ya da bina değildir.
En stratejik yatırım; iyi eğitim almış bir kız çocuğudur.
Çünkü eğitimli bir kadın yalnızca kendini değil; ailesini, çevresini ve nesilleri değiştirir.
Eğitimli anneler, güçlü toplumların görünmeyen mimarlarıdır.
Bugün hâlâ vakit var.
Ama önce şu soruyu dürüstçe sormamız gerekiyor:
Biz gerçekten nasıl bir toplum olmak istiyoruz?
Çünkü duyduğumuz o sesler...
Belki de yaklaşan çürümenin ayak sesleri.